28 Ocak 2026
Ulusal sınırların ötesinde, yüzyıllar boyunca oluşmuş ortak akademik ve evrensel değerlere göre üniversiteler özgür düşüncenin üretildiği, bilginin eleştirel yöntemlerle geliştirildiği ve topluma aktarıldığı kurumlardır. Bu işlevlerini yerine getirebilmelerinin temel koşulu, akademik kararların bilimsel ölçütlere, kurumsal özerkliğe ve demokratik süreçlere dayanmasıdır. Akademik özgürlük olmaksızın üniversiteler, bilimsel üretimin asli sorumluluğunu yerine getiremez; bilgi birikimi orta ve uzun vadede toplumsal faydaya dönüşemez.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası üniversiteleri kamu tüzel kişiliğine sahip, bilimsel özerkliği bulunan kurumlar olarak tanımlamakta; eğitim-öğretim ve araştırma faaliyetlerinin bilimsel esaslara göre yürütülmesini güvence altına almaktadır. Bu anayasal güvence, üniversitelerin akademik programlara ilişkin kararlarını özgür ve özerk biçimde alabilmelerinin temel dayanağıdır.
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu üniversitelerin akademik faaliyetlerine ilişkin karar mekanizmalarını düzenler. Bu yasal düzenlemeler, lisans programlarının süresi ve içeriği gibi akademik konuların üniversitelerin özgür, demokratik ve özerk organları ve ilgili akademik kurulları tarafından, bilimsel değerlendirmeler temelinde belirlenmesini zorunlu kılar. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa göre, “Üniversitenin en üst akademik organı senatodur. Senato, üniversitenin eğitim-öğretim, bilimsel araştırma ve yayın faaliyetlerinin esaslarını belirler.” Senatolar, öğretim elemanlarının temsiline dayanan, akademik kararların kolektif akıl ve bilimsel tartışma yoluyla şekillendiği demokratik organlardır.
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ise “yükseköğretim kurumlarının genel planlamasını ve koordinasyonunu sağlar, ilke ve politikalar belirler; ancak program içeriklerine ilişkin doğrudan belirleyici karar alma yetkisi yoktur.” Bu bağlamda, lisans programlarının süresi ve yapısı gibi doğrudan akademik nitelik taşıyan konuların, merkezi ve tek yönlü yaklaşımlarla değil üniversitelerin kendi bilimsel iradeleri doğrultusunda belirlenmesi öncelikle hukuki bir zorunluluktur. Lisans eğitiminin süresine ilişkin bağlayıcı ve genelleyici düzenlemelerin, üniversitelerin senato yetkisini fiilen ortadan kaldıracak biçimde ele alınması yetki aşımıdır.
Ayrıca, lisans eğitiminin süresine ilişkin düzenlemelerin; akademik topluluğun katılımı olmaksızın, üniversitelerin yetkili kurullarıyla kapsamlı bir istişare süreci yürütülmeksizin ve bilimsel analizleri kamuoyu ile paylaşılmaksızın merkezî ve genelleyici biçimde ele alınması, demokratik üniversite yönetişimi ilkesini derinden zedelemektedir. Akademik konularda karar alma süreçlerinin, üniversite bileşenlerinin katılımına açık olması, bilimselliğin ve akademik meşruiyetin ön koşuludur. Yükseköğretime ilişkin yapısal düzenlemeler; akademik paydaşların katılımını içeren, öngörülebilir ve gerekçeli süreçler aracılığıyla oluşturulmalıdır. Üniversitelerde yürütülen lisans programları; akademik disiplinlerin doğası gereği farklı pedagojik yaklaşımlar, uygulama süreleri ve akademik derinlikler gerektirmektedir. Uygulamalı dersler, laboratuvar çalışmaları, stajlar ve mesleki yeterlilikler, bazı alanlarda eğitimin süresini doğrudan belirleyen unsurlardır. Tek tip ve merkezî süre düzenlemeleri bu akademik çeşitliliği ve özgürlük alanını daraltır.
Mevcut mevzuat ve üniversite uygulamaları kapsamında, başarılı öğrencilerin lisans programlarını üç yıl içinde tamamlamalarına imkân tanıyan esnek uygulamalar mevcuttur. Bu uygulamalar, bireysel öğrenme hızını ve akademik yeterliliği esas almakta; öğrenci haklarını ve eğitimde fırsat eşitliğini gözetmektedir. Bu durum, lisans programlarının sürelerinin ayrıca genel ve zorunlu biçimde kısaltılmasını gerektiren hukuki veya akademik bir zorunluluk bulunmadığını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, tüm lisans programları için ortak bir süre kısaltmasının, öğrenci yararı ve akademik kalite açısından bilimsel olarak gerekçelendirilmesi güçtür.
YÖK’ün üniversitelerde lisans eğitim süresinin dört yıldan üç yıla indirilmesini de içeren “kapsamlı reformu”, kamuoyunun isterleri doğrultusunda olduğu iddia edilen işgücü piyasasına erken giriş, maliyet düşürme ve uluslararası örneklerin varlığı gibi gerekçelerle medya üzerinden paylaşmıştır. Ancak gerekçelere herhangi bir bilimsel dayanak sunulamadığında söz konusu öneriler popülist söylemlerin ötesine geçemez. Yükseköğretim politikalarının; merkezî, genelleyici ve acil sonuç almaya yönelik yaklaşımlar yerine, titiz bilimsel verilerle desteklenmiş, hukuki yetki sınırlarına saygılı, akademik kaliteyi ve kurumsal özerkliği esas alan bir anlayışla oluşturulması esastır.
Türkiye Yükseköğretim Alanının Yeniden Yapılandırılması Çalıştayı Katılımcıları